→ Suyu, karbonu ve sanayiyi aynı anda yöneten yeni nesil tarla politikası
Bir bitki var, lif olur, tohum olur, yağ olur, yapı malzemesi olur, hatta kimya ve enerji sanayisinin girdisine dönüşür. Adı kenevir. Bugün keneviri yeniden konuşmamızın nedeni moda değil, iklim, enerji, sanayi ve kırsal kalkınma denkleminde aynı anda çözüm üretebilmesidir.
Dünya bu alanda hızlanıyor. Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası içinde kenevirde çeşitlerin THC eşiğini 0,3 altında tanımlıyor ve ekimde sertifikalı tohum şartı arıyor. ABD tarafında da 2018 sonrası kenevir, belirli THC sınırı altında tarımsal bir ürün olarak ayrı bir kategoriye alındı. Bu çerçeve, keneviri tarla ürünü olmaktan çıkarıp sanayi hammaddesi olarak konumlandırıyor.
Keneviri stratejik yapan bir başka boyut, karbon ve verimlilik başlığıdır. Bilimsel yayınlar kenevirin hızlı büyüyen biyokütlesi sayesinde hektar başına yüksek CO2 alımı potansiyeli rapor ediyor, fakat bu kazanımın kalıcı olup olmaması, lifin ve hurdun hangi ürüne dönüştürüldüğüne bağlı. Yani mesele yalnız ekmek değil, ürünü uzun ömürlü malzemeye, kompozite ve izolasyona çevirebilmektir.
Jeopolitik taraf da nettir. Kenevirde ölçek büyüten ülkeler, tekstil ve biyomalzeme tedarik zincirinde yeni bir pazarlık gücü kazanıyor. Bazı pazar analizleri Çinin işleme kapasitesiyle öne çıktığını vurgular, ancak pay oranları kaynağa göre değişir ve tek bir yüzdeye indirgemek sağlıklı değildir.
Türkiye açısından kritik eşik, üretim ile kontrolün aynı anda yönetilmesidir. 31 Ocak 2026 tarihli düzenleme ile kenevir yetiştiriciliği ve kontrolüne dair çerçeve güncellendi. Aynı dönemde lif, tohum ve sap amaçlı üretimin belirli illerde yapılacağı duyuruldu. Bu yaklaşım doğru, çünkü kenevirde izlenebilirlik, lisans ve standart olmadan ölçek büyütmek risk üretir. Kamuoyundaki uyuşturucu algısını kırmak için, düşük THC çeşitleri, sıkı denetim ve izlenebilir tedarik zinciri birlikte tasarlanmalıdır, aksi halde sektör büyümesi güven eşiğine takılır.
Yol haritası nettir. Birincisi, bölgesel işleme kümeleri ile lif, tohum, yağ, hurd ve biyokompozit hatlarını aynı ekosistemde kurmak. İkincisi, sözleşmeli üretim ve kalite protokolü ile standardı tarlaya kadar indirmek. Üçüncüsü, pazarı üretimden önce bağlamak ve alıcı şartlarını netleştirmek. Dördüncüsü, ölçülebilir yeşil finansman ile ölçeklemek ve performansı, işlenmiş ürün payı, yan ürün değerlendirme oranı, fire azalımı ve su, enerji verimliliği göstergeleriyle izlemek.
Son söz şudur. Kenevir bir bitki değil, stratejik kapasite testidir. Doğru mevzuat, doğru sanayi mimarisi ve doğru pazar aklıyla, yeşil altın sadece tarlada değil, Türkiye’nin rekabet haritasında filizlenir.


