Kaybedilen her ürün, sadece gıda değil, emek, enerji ve suyun da yok oluşudur.

Modern ekonomi üretim rakamlarıyla övünürken, kayıp oranlarını çoğu zaman arka plana itiyor. Oysa gerçek refah, ne kadar çok üretildiğinde değil, ne kadar az kaybedildiğinde ölçülür. Bugün gıda sistemi iki büyük gerçeği aynı anda taşıyor. Bir yanda üretim kapasitesi artıyor. Diğer yanda üretilen gıdanın önemli bir bölümü zincirin farklı aşamalarında kayboluyor. FAO’nun küresel değerlendirmeleri, insan tüketimi için üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin kayıp veya israf olduğunu, bunun yaklaşık 1,3 milyar ton büyüklüğe karşılık geldiğini vurguluyor.

Bu tabloyu sadece mutfak alışkanlığı gibi okumak hata olur. Çünkü israf, görünmeyen bir ekonomi yaratır. Bir domatesin çöpe atılması, sadece bir sebzenin değil, onu yetiştiren çiftçinin emeğinin, tarlada kullanılan suyun, hasat ve taşımada tüketilen yakıtın, depoda harcanan elektriğin de kaybolmasıdır. Dünya Bankası, gıda kaybı ve israfının, üretim için kullanılan toprak, su, enerji ve iş gücünün de boşa gitmesi anlamına geldiğini açıkça ifade eder. Yani israf, gıda bütçesini büyütürken, aynı anda doğal kaynakların ömrünü kısaltan bir maliyet yükler.

Sorunun ölçeği artık ölçülebilir biçimde ortadadır. UNEP Food Waste Index 2024, 2022 yılında perakende, yeme içme hizmetleri ve haneler düzeyinde yaklaşık 1,05 milyar ton gıdanın israf edildiğini, bunun tüketiciye sunulan gıdanın yaklaşık yüzde 19’una karşılık geldiğini raporluyor. FAO ise perakende öncesi tedarik zincirinde, hasat sonrası ile perakende arasındaki aşamalarda küresel gıda kaybının yaklaşık yüzde 13,2 olduğunu belirtir. Bu iki oran yan yana geldiğinde, mesele netleşir. Üretim kadar, üretimi koruma kapasitesi de ekonominin merkezine yerleşmek zorundadır.

Türkiye gibi bereketli coğrafyalarda israf ekonomisi, tarımsal üretim gücünü gerçek katma değere dönüştürmenin önünde görünmez bir engeldir. Depolama, taşıma, soğuk zincir, planlama, standart, raf yönetimi ve tüketim davranışı aynı zincirin parçalarıdır. Zincirin herhangi bir halkası zayıfsa, ülke hem üreticide gelir kaybı yaşar, hem tüketicide fiyat baskısı hisseder, hem de ithalat baskısının artmasına zemin oluşur. Bu nedenle israfı azaltmak, sadece çevre politikasının değil, aynı zamanda finansal disiplinin ve rekabet gücünün bir parçasıdır.

Yeni ekonomi paradigması büyümeyi tek başına yeterli görmez, sürdürülebilir verimlilik ister. Bunun için üç katmanlı bir yönetim hattı kurulmalıdır. Birincisi, ölç ve yönet yaklaşımıyla ulusal kayıp ve israf envanteri, ürün ve bölge kırılımında düzenli olarak izlenmelidir. İkincisi, tarladan rafa kadar soğuk zincir, depo, ambalaj, sınıflandırma ve lojistik kapasitesi, özellikle küçük üreticinin erişebileceği ortak modellerle güçlendirilmelidir. Üçüncüsü, tüketim tarafında hane, perakende ve toplu tüketim için davranış değişikliği programları uygulanmalı, “fazla al, sonra ayıkla” kültürü yerine “ihtiyaç kadar al, doğru sakla, doğru değerlendir” kültürü yerleştirilmelidir.

Sonuçta israf ekonomisi, insanın kendi emeğine yabancılaşmasının göstergesidir. Her kayıp ürün, kaybolan bir değer zinciridir. Gerçek ekonomi üretimden çok koruma bilincine dayanır. Bir damla suyu, bir taneyi, bir emeği kaybeden toplum, geleceğinin kaynaklarını da kaybeder. Üretmek güçlü bir iradedir. Koruyabilmek ise devlet aklıdır, toplumsal bilinçtir, gerçek refahtır.