→ İnsanlığın ilk üretim aklı, bu topraklarda filizlendi.
Medeniyetin tarihi, toprağa düşen ilk tohumla başlar. Bugün Anadolu dediğimiz coğrafya, yalnızca bir geçiş güzergahı değil, insanın doğayla ilk kez ortak akıl kurduğu eşiktir. Avcılıktan üretime geçiş, bir beslenme biçimi değişimi değildir, bir zihin değişimidir. İnsan, ilk kez yarını düşünür, ürünü depolar, tohumu seçer, suyu yönetir, emeği örgütler. Bu yüzden tarım, sadece üretim değil, gelecek kurma disiplinidir.
Bu büyük dönüşümün çekirdeği, geniş anlamıyla Fertile Crescent olarak bilinen, Levant, Mezopotamya ve Anadolu’nun güneydoğusunu da kapsayan kuşakta filizlendi. Bu kuşak, yerleşik tarımın erken izlerinin görüldüğü, ilk tarım topluluklarının şekillendiği bir medeniyet hattıdır. Bu hattın kuzey sınırında, yani Anadolu’nun kapısında, tarımın sadece bir üretim faaliyeti değil, bir yaşam düzeni olarak kurulduğunu gösteren çok güçlü işaretler vardır.
Göbekli Tepe bu açıdan sembol bir eşiktir. UNESCO tanımı, Göbekli Tepe’deki yapıların MÖ 9600 ile 8200 arasına, yani Çanak Çömleksiz Neolitik döneme tarihlendiğini belirtir. Buradan çıkan mesaj nettir. Bu coğrafyada insan, tarımı başlatırken aynı anda topluluğu, ritüeli, iş bölümünü ve ortak hafızayı da inşa ediyordu. Yani Anadolu’da tarım, sadece karın doyurmak değil, toplum kurmak demekti.
Bu hikaye daha sonra Çatalhöyük gibi yerleşimlerle olgunlaştı. Çatalhöyük’ün MÖ 7100 ile 5950 arasına tarihlenen uzun yerleşim sürekliliği, tarımın Anadolu’da bir sistem olarak kök saldığını gösteren güçlü bir örnektir. Burada mesele sadece ne kadar üretildiği değildir. Asıl mesele, üretimin kültürle, mekanla, topluluk düzeniyle ve risk yönetimiyle nasıl birlikte yürüdüğüdür.
Bugün modern çağ, bu bilinci bazen unutturuyor. Verimlilik rakamlara, bereket tabloların dip notlarına sıkışınca, tarımın taşıdığı anlam zayıflıyor. Oysa Anadolu hâlâ, bitkisel genetik çeşitliliğin ve tarımsal bilginin tarihsel bir kavşağıdır. Tarımı sadece ekonomik bir faaliyet gibi okumak, bu mirası küçültür. Tarımı stratejik, kültürel ve ulusal dayanıklılık meselesi olarak okuduğumuzda ise resim büyür. Çünkü tarım, bugünün değil, yarının da bağımsızlık senedidir.
Anadolu, geçmişin beşiği olduğu kadar geleceğin üretim laboratuvarıdır. Bu topraklarda bilgi, kültür ve doğa hâlâ aynı dili konuşur. O dilin söylediği hakikat şudur. Kim toprağını yaşatırsa, medeniyetinin geleceğini yazar. Bu yüzden “Tarımın Beşiği Anadolu” sadece bir tarih cümlesi değildir, geleceğin koordinat noktasıdır.

