→ Her imar kararı, bir üretim alanının sessiz küçülmesidir.
Bir ülkenin kalkınması, yalnızca yükselen binaların sayısıyla değil, toprağın üretebildiği gıda, kurabildiği istihdam ve taşıyabildiği gelecek kapasitesiyle ölçülür. Bugün tarım arazilerinin beton altında daralması, sadece arazi kaybı değildir. Bu, gıda arz güvenliğinin zayıflaması, su döngüsünün bozulması ve kırsalın üretim hafızasının sessizce geri çekilmesidir. Toprağın nefesi kesildiğinde, kalkınma görünürde hızlanır, gerçekte ise dayanıklılık kaybeder.
Tarım arazisi, ekonomide sıradan bir “arsa” değildir. Her tarla, bir ülkenin stratejik rezervidir. Üzerine beton döküldüğünde geri dönüş çok zordur, çünkü verimli üst toprak katmanı, birikimi uzun yıllar süren canlı bir sistemdir. Betonla birlikte sadece toprak değil, toprağın taşıdığı organik madde, mikrobiyal yaşam, su tutma kapasitesi ve iklim dengeleme işlevi de kaybolur. Bu nedenle kısa vadeli rant hesabı, uzun vadede pahalı bir gıda ve su faturası üretir.
Plansız kentleşme ve yayılmacı imar anlayışı, üretim alanlarını parça parça küçültür. Küçülen her parça, ölçek ekonomisini bozar, işletme maliyetini artırır, tarımı gençler için daha da cazibesiz hale getirir. Sonra bir kısır döngü başlar. Kırsal zayıfladıkça üretim düşer, maliyet artar, tüketici pahalıya erişir, ithalat baskısı güçlenir. İthalat arttığında ise ülke sadece ürün almaz, aynı zamanda dışarıdan risk satın alır. Kur oynaklığı, tedarik kesintisi, küresel fiyat dalgaları gibi unsurlar, sofradaki güveni zedeler. Gıdaya bağımlı hale gelen toplumların karar alanı da daralır, çünkü bağımsızlık, önce ekmekle başlar.
Bu noktada mesele, betonlaşmaya karşı çıkmak değildir. Mesele, kalkınmayı doğru yere oturtmaktır. Şehir büyürken tarımın küçülmesi bir kader değildir. Doğru planlama ile hem konut ihtiyacı karşılanır hem üretim korunur. Bunun yolu, ülke ölçeğinde net bir Arazi Koruma ve Üretim Önceliği yaklaşımını kararlı biçimde işletmektir. Tarım arazisi sınıflandırması, ovaya özel koruma bantları, sanayi ve konutun verimli ovalar yerine alternatif alanlara yönlendirilmesi, tarım dışı kullanım kararlarında şeffaf, veri temelli ve çok disiplinli değerlendirme mekanizmaları, bu işin omurgasıdır.
Sahaya inen politika dili, ölçülebilir olmalıdır. Her ilde korunacak mutlak tarım alanı sınırı, yıllık tarım dışına çıkan alanın izlenmesi, kaybedilen alanın üretim ve su etkisinin raporlanması, yeni imar kararlarında gıda arz güvenliği ve su baskısı açısından etki analizi yapılması gerekir. Aynı zamanda kırsalın yeniden cazip hale gelmesi için tarımın gelirini güçlendiren pazar bağlantıları, kooperatif temelli ölçeklenme ve genç üretici girişini kolaylaştıran modeller eş zamanlı yürütülmelidir. Çünkü toprağı korumak tek başına yetmez, toprağın üzerinde yaşamı ve üretimi de güçlendirmek gerekir.
Toprağın değeri, üzerine bina dikildiğinde artmaz. Toprağın değeri, üzerinde hayat yeşerdiğinde artar. Bugün atılan her adım, gelecek nesillerin sofrasına yazılacaktır. Betonla büyüyen bir ülke, bir gün ekmekte küçülmemelidir. Bizim hedefimiz nettir. Üretimi koruyan kalkınma, toprağı koruyan şehirleşme, gıdayı koruyan devlet aklı. Çünkü her kaybolan tarla, bir milletin geleceğinden eksilen bir lokmadır.


