Bir ülkenin gıda egemenliği, bazen bir arının kanat vuruşu kadar sessiz, ama o kadar belirleyicidir

“Bir ülkenin gıda güvenliği, bir arının kanat vuruşuna bağlıdır.” Bu cümle bir abartı değil, yeni çağın stratejik özetidir. Çünkü arılar sadece bal üretmez, tarımın görünmeyen dışişleri kadrosu gibi çalışır. Bir çiçeğin polenini diğerine taşırken, aslında üretimin sürekliliğini, verimin kalitesini ve tarım ekonomisinin direncini taşırlar. Bugün küresel tarım sistemi, tozlaşmayı yalnız ekolojik bir hizmet olarak değil, jeoekonomik bir kapasite olarak okumaya başladı. Bu noktada mesele doğa sevgisi değil, doğrudan ulusal dayanıklılık meselesidir.

Analiz net. IPBES değerlendirmelerinde, dünyadaki gıda bitkilerinin büyük bir bölümünün, en azından kısmen tozlaşmaya bağlı olduğu vurgulanır. Aynı raporlarda, tozlaşmanın küresel yıllık ekonomik değerinin yüz milyarlarca dolar bandında hesaplandığı belirtilir. FAO da hayvansal tozlaşmanın dünya tarımsal üretiminin önemli bir bölümünü etkilediğini, çiçekli bitkilerin çok büyük kısmının tozlaşmaya bağlı olduğunu açık biçimde ortaya koyar. Bu tablo bize şunu söyler. Tozlaşma kapasitesi düşerse, bazı ürün gruplarında verim ve kalite kaybı kaçınılmaz olur, bu kayıp doğrudan arzı ve fiyat istikrarını etkiler, risk büyür.

Bu yüzden “biyo-diplomasi” kavramı artık teorik bir ifade değildir. Enerji diplomasisi nasıl boru hatları ve rezervler üzerinden yürüdüyse, gıda diplomasisi de ekosistemin kritik düğümleri üzerinden yürüyecek. Arılar bu düğümlerin başında gelir. Arıların taşıdığı şey sadece polen değildir, aynı zamanda ekosistemde denge ve direnç taşırlar. Bir ülke kendi tozlayıcılarını koruyabildiği ölçüde bağımsızdır, çünkü gıda güvenliği askeri savunmadan daha sessiz, daha kalıcı bir güç üretir. Bu güç, kimyasaldan değil, doğanın kurduğu iş birliğinden doğar.

Türkiye burada stratejik bir avantaja sahiptir. Anadolu, farklı iklim kuşakları ve habitatları sayesinde zengin bir bal arısı gen havuzuna ev sahipliği yapar. Türkiye’de farklı bal arısı alt türlerinin bulunduğuna ve genetik çeşitlilik çalışmalarına işaret eden bilimsel yayınlar vardır. Bu avantaj, doğru yönetilirse bir çevre başlığının ötesine geçer, tarımsal rekabet gücü ve gıda egemenliği üretir.

Buradan sonra yapılması gereken, duygusal çağrıyı sahaya inen bir programa çevirmektir. Birincisi, tozlaşma koridorları tasarlanmalıdır, tarımsal peyzaj içinde çiçek şeritleri, mera ve kenar habitatları korunmalıdır, bu iş yerel yönetim, üretici örgütü ve çiftçiyle birlikte yapılmalıdır. İkincisi, pestisit yönetimi yeniden kurgulanmalıdır, entegre zararlı yönetimi ve biyolojik mücadele uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır, hedef, etkiyi azaltmak ve verimi korumaktır. Üçüncüsü, izleme sistemi kurulmalıdır, koloni sağlığı, habitat sürekliliği ve tozlaşma performansı ölçülmelidir, veri yoksa diplomasi de politika da zayıf kalır. Dördüncüsü, yerli genetik kaynakların korunması güçlendirilmelidir, kontrolsüz yer değiştirmeler ve hastalık baskısı, uzun vadede stratejik kayıp üretir.

Son söz nettir. Gelecekte ülkeler enerji ve su kadar, tozlaşma kapasitesi ile de değerlendirilecek. Arısını koruyan ülke, aslında kendi gıda güvenliğini ve ekonomik bağımsızlığını korur. Bir arının kanat sesi, geleceğin tarım diplomasisinin marşıdır. Çünkü doğanın en küçük elçisi, insanlığın en büyük öğretmenidir.