→ Plan olmayan yerde üretim değil, tesadüf vardır.

Tarım, masa başında yazılan metinlerle değil, tarlanın nabzını tutan uygulama aklıyla yönetilir. Bir ülke strateji belgesi yayınlayabilir, hedefler koyabilir, destek kalemleri tanımlayabilir. Ancak bu metinler sahaya inmezse, plan dediğimiz şey bir doküman olmaktan öteye geçmez. Planlama, sadece yazmak değil, veriyi üretmek, kararı almak, sahada uygulamak, sonucu ölçmek ve tekrar düzeltmektir. Bu döngü kurulmadığında, politika kâğıtta kalır, tarla ise sessizleşir.

Boş kalan her tarla, planlamanın eksikliğine tutulmuş bir aynadır. Çünkü üretim yalnızca destekle büyümez, yönlendirme, koordinasyon ve pazar bağlantısı ile büyür. Hangi bölgede hangi ürünün, hangi su koşulunda, hangi iklim riskine göre, hangi teknoloji paketiyle üretileceği netleşmeden yapılan her yatırım, geleceğe bırakılmış bir israf ihtimalidir. Üretici tarlada karar alırken çoğu zaman iki şeye bakar, maliyet ve satış ihtimali. Eğer sistem bu iki başlıkta netlik üretmiyorsa, üretici tesadüfe yaslanır, tesadüf ise tarımda pahalı bir lüks haline gelir.

Bugün sahada sık karşılaşılan tablo şudur. Su baskısı yüksek alanlarda suyu yüksek ürün desenleri sürer, pazar bağlantısı zayıf ürünlerde arz şişer, fiyat düşer, üretici zarar eder. Bu tabloyu üretici hatası diye okumak kolaydır, ama doğru değildir. Burada asıl sorun, planlama vizyonunun uygulamaya dönüşmemesidir. Çünkü tarım, doğa kadar matematik ister. Doğru ürün, doğru yerde, doğru zamanda, doğru yöntemle, doğru pazarla buluşmadıkça verimlilik tesadüfe döner. Tesadüf büyüdükçe de gıda güvenliği kırılganlaşır, ülkenin sofrası küresel dalgalanmalara daha açık hale gelir.

Bir ülke gıda güvenliğini tesadüflere bıraktığında, sadece üretimi değil, aynı zamanda karar alanını da daraltır. Fiyat oynaklığı, girdi şokları, ihracat kısıtları, kur etkisi gibi dış faktörler karşısında elinizde güçlü bir yerli üretim planı yoksa, kamu yönetimi sürekli reaktif davranır. Oysa tarım yönetimi refleksle değil, öngörü ile kurulmalıdır. Öngörünün yakıtı ise veridir. Toprak verisi, su verisi, iklim riski, rekolte tahmini, stok akışı, pazar talebi, lojistik kapasite, hepsi tek bir akıl altında buluşmadıkça plan, uygulamaya dönüşmez.

Bu nedenle çözüm, yeni bir rapor yazmak değil, planlamayı sahaya bağlayan bir yönetişim mimarisi kurmaktır. Birinci adım, her havza için net bir ürün deseni rehberi üretmektir, su bütçesi, iklim riski ve pazar kabiliyeti birlikte okunmalıdır. İkinci adım, destekleri ürün bazında değil, sonuç bazında kurgulamaktır, verim, su verimliliği, kalite standardı, sözleşmeli satış oranı gibi göstergelerle ilişkilendirilmelidir. Üçüncü adım, üreticiyi yalnız bırakmayan bir saha danışmanlığı ve kooperatif temelli uygulama ağıdır. Dördüncü adım, planın finansmanını ve pazarını baştan kuran sözleşmeli üretim ve alım garantisi mekanizmalarıdır. Beşinci adım, her sezon sonunda sonuçları açıklıkla ölçen bir izleme değerlendirme düzenidir.

Planın sahaya indiğini anlamak için karmaşık göstergelere de gerek yoktur. Her yıl şu soruların cevabı net olmalıdır. Hangi bölgede ekili alan neden arttı veya azaldı. Su verimliliği hangi ürünlerde yükseldi. Üretici gelirinde hangi kalemler iyileşti. Fire ve kayıp oranları nerede düştü. Sözleşmeli satışın payı nerede arttı. Plan dediğimiz şey, bu cevapların düzenli üretildiği bir devlet aklıdır.

Her boş kalan tarla, aslında bir yönetim boşluğunun sonucudur. Toprak bereket taşır, ama bereket kendiliğinden büyümez, disiplin ister uyum ister adaletli pazar ister. Eğer üretim kaderine bırakılıyorsa, ülkenin geleceği de rastlantıya teslim ediliyor demektir. Benim teklifim nettir. Planı kâğıtta bırakmayalım, planı sahada görünür kılalım. Çünkü plan üretimin vicdanıdır, vicdan sustuğunda toprak da sessizleşir, toprak sessizleştiğinde toplumun yarını zayıflar.