Üretim zinciri koparsa, şehir ekonomisi değil, ulusal irade de kırılganlaşır
Bu ülkenin kaderi, büyük cümlelerle değil, tarlada atılan adımlarla yazılır. Şehirde ekranlar, tabelalar, binalar yükselürken, asıl temel, toprağın üstünde görünmeyen bir emekle atılır. Kara lastikli çiftçi, yalnızca toprağı sürmez, aynı zamanda bir ülkenin gıda arz güvenliğini, kırsal istihdamını ve ulusal dayanıklılığını taşır. O el, toprağa her dokunduğunda sadece ürün değil, gelecek de ekilir.
Bugün şehirde kravatlı hayatın ritmi hızlıdır. Tedarik, lojistik, raf düzeni ve fiyat konuşulur. Ancak bu düzenin çalışması için bir başlangıç noktası vardır, o da üretimdir. Üretim olmadan piyasa olmaz. Piyasa olmadan gelir olmaz. Gelir olmadan sosyal huzur olmaz. Bu nedenle, kara lastik tarlada çalışmazsa, kravatlı şehirde aç kalır. Bu bir slogan değil, ekonomik ve stratejik bir gerçektir.
Üretmeden tüketen toplum, önce fiyat şokları ile yüzleşir, sonra arz daralması ile karşılaşır, en sonunda da bağımlılık zincirine girer. Gıdasını dışarıdan alan ülke, sadece ürün ithal etmez, aynı zamanda dışarıdan belirlenen maliyetleri, şartları ve riskleri de ithal eder. Kriz dönemlerinde ihracat kısıtları, navlun artışları, kur oynaklığı ve küresel fiyat dalgaları, iç piyasada doğrudan yaşam maliyetine yansır. Bu yüzden gıda meselesi, basit bir tarım başlığı değil, doğrudan ulusal güvenlik ve stratejik bağımsızlık başlığıdır.
Bizim kalkınma hikayemiz, vitrinden başlamadı. Bizim kalkınma hikayemiz, tarlada, merada, ahırda, depoda, pazarda şekillendi. Bugün teknoloji, eğitim, sanayi ve hizmetler konuşuyorsak, bunun zemini kırsal üretimin sağladığı süreklilik ve besleyici güç ile kuruldu. Tarımın zayıfladığı her dönemde şehir büyür gibi görünür, fakat o büyüme çoğu zaman kırılgan bir genişlemedir. Çünkü şehir, kendini besleyen kırsal yapıyı kaybederse, refah değil, maliyet üretir.
Burada kritik olan, çiftçiyi romantik bir figür olarak anmak değil, üreticiyi sistemin merkezinde tutan bir tasarım kurmaktır. Planlı üretim, pazarla entegre model, girdi maliyeti yönetimi, finansmana erişim, sigorta ve risk yönetimi, depolama ve soğuk zincir, kooperatif pazarlaması ve veri temelli izleme olmadan kara lastiğin emeği sürdürülebilir hale gelmez. Şehirdeki refah, kırsaldaki üretim kapasitesinin ölçülebilir biçimde korunmasına bağlıdır.
Bir ülkenin en zengin insanı, cebinde en çok parası olan değildir. Bir ülkenin en zengin insanı, toprağını terk etmeyen, üretim bilgisini kuşaktan kuşağa taşıyan, risk altında bile tarlayı boş bırakmayan çiftçisidir. Çünkü o çiftçi, sadece kendi ailesini değil, milyonların sofrasını ayakta tutar. Bu yüzden çiftçiyi desteklemek, bir yardım politikası değil, bir yatırım politikasıdır. Üreticiye verilen her doğru destek, fiyat istikrarına, istihdama, sosyal barışa ve ulusal dayanıklılığa geri döner.
TARIMKON olarak inancımız nettir. Tarlada alın teri kurursa, şehirde umut solar. Köyü ayağa kaldırmadan şehirde kalıcı refah inşa edemeyiz. Çünkü üretim zinciri koparsa, şehirdeki kravatın parıltısı uzun sürmez.
Unutmayalım. Kara lastikli tarlada çalışmazsa, kravatlı şehirde aç kalır. Ve o gün geldiğinde mesele sadece ekonomi olmaz, mesele geleceğin iradesi olur.


